top of page
Ara

Rüzgârda Çıplak Durmak: Ölüm, Yas ve Yoga Yolunda Bilmelik Üzerine

Cibran’ın sözleri eşliğinde bir kalp yazısı daha...


“Ölmek, rüzgârda çıplak durmaktan ve güneşte erimekten başka nedir ki?..

Dağın tepesine ulaştığınız zaman tırmanmaya başlayacaksınız…

Toprak kol ve bacaklarınıza sahip çıktığı zaman, gerçekten dans edeceksiniz.

Ölüm beni gizlese ve daha yüce sessizlik beni sarsa da, yine anlayışınızı arayacağım…”

Halil Cibran


Cibran’ın bu satırları, insanın ölüm karşısında giydiği bütün kabukları tek tek çözerek onu yalın bir varoluşa davet eder. Bu sözler, annemi kaybettiğim bu dönemde bana yeniden dokundu. Çünkü yas, tam da rüzgârda çıplak durmak gibi: Korunmasız, savunmasız, “ben” dediğin şeylerin sarsıldığı bir alan.


Fakat yoga yolculuğu bize şunu öğretir; çıplaklık, aynı zamanda gerçekle yüzleşme cesaretidir.


Yasın Öğrettiği: Kabulleniş Değil, Akışa Kendini Bırakma

Yasın aşamaları olduğu söylenir ama bu bence yine herkesin biricikliğine göre değişir: Yas doğrusal değildir, bir çizelgeye sığmaz. Dalga dalga gelir, bazen sahile usulca vurur, bazen de tüm bedenini içine çekermiş gibi büyür.


Benim için yas, annemin, anneannemin ve ailemizin geçmiş tüm kadınlarının yokluğunda bile onun/onların varlığını/varlıklarını yeniden keşfetme yolculuğu oldu. Kayıp sadece bir eksilme değil; aynı zamanda yeni bir duyma biçimi, yeni bir bilgelik kapısıymış meğer.


Yoga’da aparigraha; yani “sahiplenmeme” ilkesi, yasın en büyük öğretmenlerinden biridir. Çünkü sevdiğin birinin fiziksel varlığını artık tutamazsın. Onu taşıyan tek şey kalbinde bıraktığı izdir. Ve o iz, bir bilgiye dönüşür: Ait olduğumuz yer beden değil; sevgi ve farkındalıktır.


Annemin Sessiz Öğretisi: Bilmelik

Annemin ölümüyle birlikte içime düşen bir kelime var: Bilmelik.

Bu, kitapların öğrettiği bir bilme değil. Yogada gurunun elinden kalbine damlayan o tanıdık içsel sezgiye benziyor. Zihinsel bilgiden farklı olarak, içsel olarak "bilmeyi" yaşayabilme hali...


Ölümle birlikte hatırladım ki bazı şeyler öğrenilmez; ancak yaşanır.


Bedenin faniliği, zamanın akışı, son nefesle başlayan yolculuk… Tüm bunlar aslında yaşamın kalbinde hep fısıldardı; ben sadece şimdi yeniden duymaya başladım gibi hissediyorum.


Cibran’ın dediği gibi:

“Ölüm beni gizlese de, yine anlayışınızı arayacağım.”

Ölenlerimiz de tam olarak böyle: Artık konuşmuyorlar belki ama öğretiyorlar. Sessizlikleri bir bilgelik dili oluyor.


Yoga ve Ölüm: Aynı Dağa Çıkan İki Yol


Yoga geleneğinde ölüm, bir son değil; bilincin kabuk değiştirmesidir. Tıpkı bir asananın içinden çıkıp başka bir duruşa geçmek gibi. Savasana’nın neden en derin ve hatta en kolay görünen, en zor formlardan biri olduğunu hiç düşündünüz mü? Çünkü savasana, yaşamın sonunda teslimiyetin provasını yaptığımız alandır.


Bir nefes biter, diğeri başlar.

Bir gün biter, bir diğeri açılır.

Bir beden bırakılır, ruh başka bir nefese doğru “tırmanmaya” devam eder.


Cibran’ın “Dağın tepesine ulaştığınız zaman tırmanmaya başlayacaksınız” sözü tam da bunu anlatır:

Ölüm bir bitiş değil, dönüşümün zirve noktasıdır. (Ve bu cümlesini 24 yaşında yazmış olmasına hala hayranlık duyuyorum).


Toprağın Sarılışı: Köklenerek Serbest Kalmak


Cibran’ın “Toprak kol ve bacaklarınıza sahip çıktığı zaman, gerçekten dans edeceksiniz” cümlesi beni çok etkiliyor.

Annemi toprağa vermeden önce onu ben yıkadım ve yıkarken bedenin sadece bir avatar, ruhununsa çoktan dönüşümüne başladığı ve bir kapıdan çıkıp çoktan gittiğini ya da yolu aramaya başladığını hissettim. Ölümle toprağa varışta, toprak sadece almaz; dönüştürür, saklar, yeniden doğurur.


Yoga derslerinde öğrencilerime arada söylediğim bir söz geldi aklıma:

Köklenmeyen yükselmez.

Belki ölüm de böyle…

Toprağa dönen bir beden, köklerine kavuşur ve özgürleşir.


Yas Yolunda Kendine Alan Açmak


Yoga ve meditasyon bu dönemde bana sadece sakinlik değil; alan verdi. Yine alan diyorum... Alan; hissetmek için, susmak için, içe dönmek için…

Yas, içsel bir sadhana yani bir ruh pratiği gibi.


Kendime şunları hatırlatıyorum:


  • Herkes yası başka yaşar. Izdırapsız yaşıyor olmama şükürler olsun.

  • Zaman, yasın ilacı değildir. Ama beden yası, ancak zihinden sonra, yavaş yavaş fark eder, nefes almayı yeniden öğrenir. Ve nefes başka bir nefese dönüşmüştür artık...

  • Ritüeller önemlidir (bilimsel bir gerçeklik, ritüeller bize güvende hissettirir). Bir mum yakmak, bir fotoğrafa dokunmak, dua etmek… Hepsi kalbin “ben buradayım” demesidir.

  • Sevgi ölmez. Sadece form değiştirir.



Son Söz: Rüzgârda Çıplak Durmak Cesaret İster


Yas, insanı hem zayıf hem güçlü kılar. Yoga ise bu iki hal arasında nefes almayı öğretir.


Bugün hâlâ rüzgârda çıplak duruyor gibi hissediyorum ama artık biliyorum ki:


Bu çıplaklık, hayata yeniden doğmanın da başlangıcıdır.


Annem (ve hatta anneannem) artık sessiz bir bilgelik olarak nefeslerimin arasında dolaşıyor. Kim olduğundan, nasıl bir ilişkimiz olduğundan bağımsız. Sonuçta mitokondrisi hala bende.. Yani onun enerji dönüştürme mekanizması, benim hücrelerimde birebir çalışıyorsa, nasıl aksi mümkün olabilirdi ki.

Cibran’ın sözleri gibi, varlığı görünmez olsa da öğretisi devam ediyor.


Ve ben yoga matının üzerinde her nefesle şunu hatırlıyorum:


Hiçbir şey gerçekten bitmez.

Her şey sadece dönüşür. Bu size çizgifilm gibi geliyorsa, annelerimizin mitokondrilerini düşünün...



 
 
 

Yorumlar


​© 2017 by Yoga with Başak Proudly created with Wix.com

bottom of page